|
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD tarafından hazırlanan 'OECD Bilim, Teknoloji ve Endüstri Skor Kartı 2007' çalışması geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Çalışma OECD ekonomilerinin süren dönüşümü çerçevesinde bilgi ile küreselleşme arasındaki artan etkileşimi gözler önüne sermeyi amaçlıyor. Özellikle Ar-Ge'ye dair göstergeler çalışmanın en dikkat çeken yönü oluyor. 2005 yılında OECD bölgesinin Ar-Ge harcamaları 772 milyar dolar yani GSYİH'nin yüzde 2.25'ine ulaşıyor. OECD genelinde Ar-Ge harcamalarının artışı yüzde 2 seviyelerinde hız keserken, Türkiye, 1995-2004 döneminde ortalama yüzde 10.6 artış hızı ile Çin ve İzlanda'dan sonra artış hızı bakımından üçüncü sırada yer alıyor.
Ancak yüzde 0.67 olan Ar-Ge harcamalarının GSYİH içindeki oranı açısından Türkiye'nin henüz gidecek çok yolu bulunuyor. Ar-Ge'nin hızlandırılması için bu alana aktarılan finansman önem arz ediyor. OECD genelinde özel sektör yüzde 63 ile Ar-Ge'nin en önemli finansçısı konumunda olurken, Türkiye, yüzde 57 ile Ar-Ge finansmanında devletin payının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye'de özel sektörün Ar-Ge'deki payı ise yüzde 38 seviyesinde kalıyor. Ar-Ge yoğunluğunun artırılması bir ekonominin uzun vadeli gelişimi açısından kritik bir faktör olurken, bu konuda özel sektörün katılımının teşvik edilmesi gerekiyor. Ar-Ge'nin getiri elde eden bir yatırım olarak değerlendirilmediği ve maliyetleri artıran bir gider kalemi olarak görüldüğü durumlarda Ar-Ge özel sektör yerine hükümetlerin görev alanı arasına giriyor. Şirketlerin kendi ürün ve hizmetlerine yönelik gerçekleştirilen Ar-Ge harcamalarının yapısına bakıldığında endüstriyel katma değere oranı açısından OECD ortalaması yüzde 2.2 seviyelerindeyken, Türkiye'de aynı oran 2005 yılı itibarıyla 800 milyon dolar ile henüz yüzde 0.2'de bulunuyor. Yani hızlı artışına rağmen, Ar-Ge'nin üretilen katma değer içerisindeki payı henüz cüzi oranları aşamıyor. Ar-Ge'nin gelişimi bu alanda ihtisaslaşan işgücüyle de doğru orantı sergiliyor. 2004 itibarıyla 1000 kişilik istihdam içinde Ar-Ge personeli sayısının AB ortalaması 10 iken, bu rakam Finlandiya, Danimarka ve İsveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde 20 civarında bulunuyor. Türkiye'nin ise istihdamdan Ar-Ge'ye ayırdığı pay 1000 çalışanda 2 seviyesinde kalıyor. Yani mali kaynaklarda olduğu gibi insan kaynaklarının Ar-Ge'ye tahsisi konusunda da bir sıkıntı yaşanıyor. Ar-Ge performansında Ar-Ge harcamalarına sağlanan vergi teşvikleri de önemli bir yer tutuyor. OECD çalışmasına göre Almanya ve İsveç gibi gelişmiş ekonomilerde Ar-Ge harcamalarına sağlanan vergi kalkanı düşük seviyede kalırken, gelişmekte olan ülkelerde vergi avantajı yükseliyor. Türkiye'de 2007 itibarıyla şirketler tarafından yapılan Ar-Ge harcamasına yüzde 13.9 oranında vergi avantajı sağlanıyor. Bu oran Meksika, Çin, Çek Cumhuriyeti, Hindistan, Brezilya, Singapur, Kore, Macaristan gibi gelişmekte olan ekonomilerin altında bulunuyor, yani Ar-Ge harcamaları benzer ekonomilere göre daha az teşvik ediliyor. Ekonomilerin uzun vadeli büyümesi, sermaye birikimi ve istihdam kadar teknolojik gelişmeye de bağlı olarak gerçekleşiyor. Türkiye, Ar-Ge harcamalarında hızlı bir büyüme elde etmesine rağmen henüz arzu edilen seviyelerin altında bulunuyor. Özel sektörün Ar-Ge'ye katılımı düşük kalıyor, bunun artırılması için ise vergi avantajları dahil olmak üzere teşviklerin sağlanması gerekiyor. Diğer taraftan bilim ve teknoloji alanında yetişmiş insan kaynaklarına yatırım yapılması ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi, Ar-Ge alanında istihdam edilebilecek işgücünün de yaratılmasını sağlayabilecek. Özetle mali ve insan kaynaklarında mevcut kısıtların aşılması ile Ar-Ge 'yatırımları'nda OECD seviyeleri yakalanabilecek. kaynak : Metin Ercan - www.radikal.com.tr
|