Su acil Ar-Ge istiyor
Bütün bu rakamlara bakarak ne kadar çok suyumuz olduğu düşünülebilir. Ama aslında diğer ülkelerle bir karşılaştırma yapılırsa bu oranların su fakiri ülkelerin su varlığının çok üstünde olmadığı kolayca anlaşılır. Uluslararası standartlara göre, yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 8 - 10 bin metreküpten daha fazla olan ülkeler su zenginiyken, kişi başına bin metreküpten daha az su düşen ülkeler su fakiri sınıfında. Türkiye'de kişi başına 1652 metreküp su düşüyor. Bu verilere göre şimdilik su fakiri değiliz ama su zengini hiç değiliz.
Bunların yanında, su konusunda ulusal bir devlet politikasının olmayışı, su kullanımı ve yönetimi hakkında bir kanunun henüz çıkarılamaması bir an önce alınması gereken önlemleri geciktiriyor. Su yönetiminde karşı karşıya kalınan en önemli sıkıntılardan biri de konuyla ilgili kurumlar arası eşgüdüm eksikliği. Arazi kullanım ve tarımsal üretim planlamasının bulunmaması nedeniyle toprak ve su kaynakları, bilinçsiz bir şekilde kullanılıyor.
Kirliliğe dur denmeli
Suyu tehdit eden en önemli unsurlardan biri kirlilik. Su, kirlilikten en çok etkilenen doğal kaynakların başında geliyor. Sudaki kirliliğin temel nedeni, endüstriyel atıklar ve doğal dengenin bozulması. Doğal denge bozulmadığı sürece, doğal çevrim kendi dengesini koruma yeteneğine sahip. Yani doğal olarak kirlenen su, zamanla kendi kendini temizliyor. Oysa kentleşme, sanayi, atık suların arıtılmaması, akarsu havzalarının yanlış yönetimi gibi dış etkenler, kirliliğin geri dönüşü olmayan bir şekilde tırmanmasına neden oluyor. Kirlilikle savaşmak için, her türlü teknolojik ve endüstriyel uygulamanın ve kullanım yöntemlerinin çevre dostu ve doğal dengeyi koruyucu olması gerekiyor.
Ayrıca endüstriyel ve kentsel atıkların arıtıldıktan sonra doğaya gönderilmesi şart. Ancak Türkiye'de artıma tesisleri yeterince yaygın değil. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, toplam nüfusun yüzde 68'ine kanalizasyon hizmeti veriliyor. Belediyelerin sadece yüzde 8'inde arıtma tesisi var. Toplam nüfusun sadece yüzde 36'sının atık suları arıtılıyor. Organize sanayi bölgelerinde ileri atık sularının yüzde 75'i arıtmadan geçiriliyor. Arıtılmadan doğaya verilen her atık, gelecek nesillere kalacak sağlıklı suyun biraz daha azalmasına neden oluyor.
Bunların yanında tarım da büyük bir kirlilik kaynağı olarak suyu tehdit ediyor. Ülkemizde tarım sektöründe bazı bölgelerde aşırı girdi kullanımı su kaynaklarının kirlenmesine neden oluyor. Ayrıca sanayide kullanılan ve arıtılmayan suyun önemli kısmı tarımsal sulamada kullanılıyor. Tarımda kullanılan bu atık sular toprağın, dolayısıyla da suyun önemli ölçüde kirlenmesine yol açıyor. Bu nedenle sanayi tesisleri atıklarının su kaynaklarına karışmasının önlenmesi ve gerekli arıtma tesislerinin hızla kurulması şart. Bunun yanında konuyla ilgili yasal mevzuatlardaki uygulama eksiklikleri giderilerek denetleme faaliyetleri sıkılaştırılmazsa kirliliğin artarak devam etmesi kaçınılmaz.
DSİ, Türkiye'de suyla ilgili en büyük yetkiye sahip. Yüzey ve yeraltı sularının nicel yönetiminden sorumlu olan DSİ, su kaynaklarının izlenmesiyle de ilgileniyor. Çevre ve Orman Bakanlığı ise su kaynaklarının kirlilikten korunmasıyla ilgili izin ve denetlemelerden, Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin uygulanmasından sorumlu.
Türkiye'de su kaynaklarının yönetimi, planlanması ve izlenmesi ile ilgili çalışan kurumların sayısının fazla olması, uygulamada bazı sorunlar ortaya çıktığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Çünkü bu durum suyun nitelik ve nicelik yönetiminde farklı uygulamaların ortaya çıkmasına neden oluyor. Ayrıca sulama birlikleri, sulama kooperatifleri, yerel yönetimlerin farklı uygulamaları nedeniyle, tarımsal sulamada da etkin bir koordinasyon yapılamıyor. Bu nedenle, "Toprak-Su Teşkilatı"nın ve bir su bakanlığının kurulması konusu sık sık gündeme geliyor. Böylece mevzuatın düzeleceği ve teknik çalışmaların da bir düzene girebileceği umuluyor.
DSİ'ye göre, Türkiye'de kullanılan 40 milyar metreküp suyun yüzde 10'u sanayide, yüzde 15'i içme ve kullanmada, yüzde 75'i ise tarımsal sulamada kullanılıyor. Yani suyla ilgili politikalarda tarımsal sulamanın en başta yer alması gerekiyor. Şu anda tarımsal sulamada alınacak önlemlerle yüzde 30-40 oranında su tasarrufu yapmak mümkün. Bunun sağlanabilmesi için yapılması gereken en önemli çalışma sulama yatırımlarına hız vermek. Tarım alanlarının sulanmasında açık kanalların yerini kapalı sistemlerin alması zorunlu. Tarımda suyun ekonomik kullanımı ve su kullanımında randımanın artırılması için, tarla içi hizmetleri geliştirilerek arazi ve bitkinin çeşidine göre damlama sulama veya yağmurlama sulama sistemlerini devreye sokmak gerekiyor.
Günümüz yöntemleri ve teknolojileri sayesinde, ekonomik kazançtan ya da yaşam standartlarından taviz vermeksizin de tasarruflar yapılabilir. Fakat bu yeterli değil. Daha az maliyetli, daha verimli ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi gerekiyor. Yani su kaynaklarının sürdürülebilir kullanım ve yönetiminde Ar-Ge faaliyetleri çok büyük rol oynayacak. Ancak sanayi ve tarım sektöründe suyla ilgili Ar-Ge çalışmalarına yeterince ilgi gösterilmiyor. Sadece ilgili birimler tarafından yapılan Ar-Ge çalışmaları ise yetersiz kalıyor. Oysa su kullanımı ve yönetiminde Ar-Ge, teknoloji ve inovasyon, hayati bir önem taşıyor.
Dünyada 1,5 milyar insan sağlıklı içme suyu bulamıyor. Önümüzdeki 25 yıl içerisinde dünya nüfusunun üçte biri mutlak susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Şu anda her gün yaklaşık 25 bin insan sağlıksız su kullanımı nedeniyle ölüyor. 50 yıl sonra su sıkıntısı çeken 26 ülkeye 40 ülke daha eklenecek. Bu durumda dünya nüfusunun üçte ikisi su problemiyle karşılaşacak. Türkiye'nin bu 40 ülke arasında yer almaması için kaynaklarını en hassas şekilde yönetmesi ve her türlü su sarfiyatının önüne geçmesi gerekiyor. Su kaynaklarının korunması, kirlenmenin durdurulması, arıtma tesislerinin işletmeye alınması gibi önlemler hayata geçmezse korkunç bir kuraklığın ve su kıtlığının pençesine düşmemiz kaçınılmaz.
Suda koordinasyona çözüm su yasası
"Arazi toplulaştırılması ve toprak reformunda istenilen düzeye gelinememiş olması nedeniyle, toprak ve su kaynaklarına yönelik uygulanan projeler zamanında bitirilemiyor ve ülkemiz sosyo-ekonomik açıdan zarar görüyor. Bölge farklıkları göz önüne alınarak, uygun sulama yöntemlerinin kullanılması, toprak erozyonunun korunması, taşkınların önlenmesi ve toprakta besin elementlerinin bulunduğu yerden uzaklaşması önlenmiş olacak. Suyun, toprak-bitki-çevre ilişkisi dikkate alınarak gerekli programlar çerçevesinde dağıtılması sağlanmalı. Sulamaya açılan alanların tesviyesi yapılmalı. Buharlaşma kayıplarını en aza indirmek için gece sulanmasına gereken önem verilmeli. Koordinasyondaki zorluklar göz önünde bulundurularak ve alanla ilgili sorunları yerinde ve köklü çözümlere kavuşturmak için Toprak-Su Teşkilatı'nın mutlaka tekrar kurulması gerekiyor. Bunların yanında su konseyi kurulmalı ve suyun etkili bir şekilde kullanımı için su yasası çıkarılmalı."
Özelleştirme su kaynaklarımızı talan edecek
"Suyu iki büyük tehlike bekliyor. Birincisi su kaynaklarının azalması ve kaynakların yeterince değerlendirilememesi. İkincisi ise su konusunda yapılması planlanan özelleştirmeler. Son 20 yıllık süreçte gelişen ve suyu metalaştıran küresel politikalar yüzünden dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 5'inin kullandığı suyun yönetimi ulus ötesi şirketlere geçti. Ülkemizin hidroelektrik potansiyelinin değerlendirilmesi her şeyden önce enerji açığının azalmasını ve mevcut durumda sulanamayan tarımsal alanların sulanmasını sağlayacak. Ancak, hidroelektrik potansiyelimizin, nehirleri özelleştirmeye ve bunlar üzerinde hidroelektrik santralleri yapmaya varan yaklaşımı meşrulaştırmasına yol açmaması gerekiyor. Ülkemizde akarsular özelleştiriliyor ve kâr amaçlı yatırımların önü açılıyor. Suyu ticari bir meta olarak gören anlayışın nehirlerimizi talan etmesinin önüne geçilmeli. Suyu daha işlevsel kullanma durumuna özelleştirme yoluyla geçmeye izin verilmemeli."
Deniz suyuna ihtiyacımız yok
"Su sıkıntısı ve kuraklık nedeniyle gündeme sürekli arıtma teknolojileri getiriliyor. Bazıları deniz suyunun arıtılarak kullanılmasını bir alternatif gibi sunuyor. Bunlar kesinlikle verimli yöntemler değil. Birincisi işletme ve maliyet açısından büyük güçlükler taşıyorlar. İkincisi ise ters ozmoz gibi yöntemlerde su arıtılırken içindeki faydalı mineraller kayboluyor. Bu, özellikle çocukların kemik gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Bu arıtma teknolojileri zaten oldukça verimsiz. Ortadoğu'da petrolü bol olan ülkeler bile bu teknolojilerden kısıtlı olarak faydalanıyor ve arıtılan suyu doğrudan tüketmek yerine diğer su kaynakları ile karıştırıyorlar. Bu pahalı arıtma yöntemleri bir tarafa bırakılarak, öncelikle sudaki kirlenmenin önüne geçilmeli ve kullanırken tasarruf sağlanmalı. Türkiye'nin yeterli teknik elemanı, büyük proje yapmış deneyimli öğretim üyeleri var. Bunların geliştireceği su yönetim sistemleri ile var olan sularımızı israftan ve kirlilikten korursak suyumuz bize yetecektir."
500 baraja daha ihtiyacımız var
"Türkiye'nin bütçesi bütün su potansiyelini kurmaya yetmiyor. 1980'den beri sanayiden sonra en çok para suya yatırıldı. Yine de yetmiyor. Ancak şu anda havza yönetimi üzerinde durulması son derece olumlu bir gelişme. Eskiden bir havzada sadece ne kadar su olduğuna bakılırdı. Şimdi oradaki tüm faktörler göz önüne alınıyor. Bu tür bir havza yönetimi uygulandığı zaman birini yaparken diğerini yıkmak söz konusu olmaktan çıkacak. Bu yönetim biçimine göre kurulmak şartıyla Türkiye'nin şu anda su varlığını kontrol altına almak için 500 baraja daha ihtiyacı var. Bazıları barajların doğaya zarar vereceğini, bazı ülkelerin artık baraj yapmadığını söylüyor. Artık baraj kurmayan Kuzey Avrupa ülkeleri var ama onlar çok fazla olan su kaynaklarını, zaten kontrol altına almışlar. Oysa Türkiye'ye baraj lazım. Örneğin İstanbul'da barajlar olmasaydı aylarca susuz kalırdık."
Öneriler
- Kuraklık korkusuyla gelişen su tasarrufu bilincinin süreklilik kazanması gerekiyor.
- Stratejik bir kaynak olan yeraltı sularımızın kaçak kullanımına engel olunmalı.
- Endüstriyel ve evsel atık sularının geri kazanılarak tarımda, sanayide yeniden kullanılmasının teşvik edilmesi sağlanmalı.
- GAP gibi sulama projelerinin başarısını artırmak ve kaynağı verimli olarak kullanmak için gerekli önlemler alınmalı.
- Su kaynaklarının korunması ve kullanımında disiplinler arası sıkı bir işbirliği sağlanmalı.
- Türkiye, su konusunda bölgesinin özelliklerini ve kendi ihtiyaçlarını da dikkate alacak çözüm önerileri hazırlayarak bunları uluslararası kamuoyuna açıklamalı.
- Aktif bir su politikası izlenmeli, uluslararası platformda ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde Türkiye lehine uluslararası kamuoyu yaratılmalı.
- Su kaynaklarını kirleten işletmelere kanunlarda yazılı gerekli cezai müeyyideler uygulanmalı.
- Sanayi kaynaklı arıtılmayan suyun tarımsal sulama yoluyla su kirliliğine yol açmasını engellemek için toprak işleme ve girdi uygulama konularında eğitim ve yayım çalışmalarına ağırlık verilmeli.
- Gerek sanayi gerek içme suyu kullanımında su tasarrufu sağlanmalı ve açığa çıkan suyun arıtılmadan doğaya bırakılmaması için, gerekli altyapı çalışmalarına ağırlık verilmeli.
- Şehir ve sulama şebekelerindeki kayıpların azaltılmasına yönelik tedbirlerin yanında taşkından koruma, sulak alanları koruma ve ağaçlandırma gibi idari tedbirler de alınmalı.
- Bireyler bu konuda bilinçli olmalı ve su tasarrufunda üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmeli. Gerek elektrikli alet kullanımında gerekse su kullanımında tasarruflu alet ve teçhizatlar tercih edilmeli.